Depremin Gölgesinde: Carseae’den Bugüne Sındırgı’nın Hafızası ve Yitip Giden Hayatlar !

Sındırgı: Yerin Kalbi ve Tarihi Hafızası

Sındırgı, sadece bir şehir değil; binlerce yıllık hafızası, yaşayan tarihi ve insanlarla kurduğu derin bağla dinlenen bir coğrafya. Antik çağda Carseae olarak bilinen bu topraklar, Roma’dan Osmanlı’ya, Kuvayı Milliye ruhuna kadar kesintisiz bir yaşamın tanığı oldu. Yerin damarları suyla, madenle ve ateşle doluydu; insanlar toprağın canlı olduğunu bilir, ona hükmetmeye değil, onunla yaşamaya çalışırlardı.
Bugün ise Sındırgı, yavaş şehir ve doğal şehir olarak anılıyor. Ama o sakin yüzün ardında, tarihî hafızanın yükü ve günümüzün acı gerçekleri bir arada yaşıyor.
Kendi Topraklarım, Kendi Hikâyem
Ben de büyüdüğüm, ata topraklarım olan bu şehirde dinleniyorum. Oradaki dinginliği başka hiçbir yerde bulamıyorum. Dört kıtada, otuz ülkede, yüzlerce şehir gezmiş olmama rağmen Sındırgı, kalbimin yarısını bıraktığım yer olarak kaldı.
Ve onu bugün bu hâliyle görmek acıtıyor: yıkılmış binalar, kapatılmış dükkânlar, boşaltılmış evler… İnsanlar konuşurken biraz rahatlıyor belki, ama yaşanan travmanın büyüklüğü ortada. Buna rağmen her şey “normalmiş” gibi algılanıyor olması daha da yaralıyor.

Depremin Gerçek Yüzü
Son üç ayda Sındırgı, Türkiye’nin yıllık deprem ortalamasının yaklaşık yüzde 60’ına denk gelen sarsıntılar yaşadı. Bu bir sayıdan ibaret değil; uykusuz geceler, korkuyla beklenen sabahlar ve “bu evde kalınır mı?” sorusuyla geçen günler demek.
En görünmez mağdurlar ise kiracılar oldu. Evleri hasar gören, oturulamaz hâle gelen kiracılar için ne konteyner var ne de maddi destek. Ev sahipleri için bazı mekanizmalar konuşulurken, kiracılar yok sayılıyor. Oysa deprem tapuya bakmaz. Barınma hakkı, mülkiyetle ölçülemez.
İnsanlar ya güvensiz evlerde kalmaya zorlanıyor ya da kendi imkânlarıyla ilçeyi terk ediyor. Bu, sessiz bir göçtür; bir şehrin yavaş yavaş boşalmasıdır.



Sessiz Çığlıklar ve Toprağın Hatırlattığı
Sındırgı sessizdir, sakindir. Ama bugün bu sessizlik huzurdan değil, yorgunluktan geliyor. İnsanlarımızın mağduriyeti büyük ve görülmemesi, duyulmaması, en az depremin kendisi kadar derin izler bırakıyor.
O dingin topraklar benim için yalnızca bir coğrafya değil.
En başta sevdiklerim, ailem, çocukluğum, gençliğim, arkadaşlarım, samimi halkım ve ata topraklarım demek. Aynı zamanda Kuvayı Milliye ruhunun yeşerdiği, zor zamanlarda kenetlenmeyi bilen bir bellektir Sındırgı.
Çağrı
Bazı şehirler dinlenme yeridir. Ama bugün Sındırgı’nın dinlenmeye değil, duyulmaya ve yaraların hızlıca sarılması için desteğe ihtiyacı var.

Kommentare